Hayalimdeki 17 cennet

Çok
7 yıl 10 ay önce - 3 yıl 8 ay önce #447 Yazan: GeZGiN
TİEN SHAN DAĞLARI
Tanrı’nın bahçesi


Dağlar nedense beni hep kendilerine çekmiştir. Tırmanmasam da en yüksek dağları görmek bana sonsuz keyif verir. Tien Shan (Tanrı) Dağları da karlı zirveleri, çiçekli yamaçları, derin kanyonları, aceleci ırmakları ile beni hep baştan çıkarmıştır. Bu dağlar beyaz, sarı, mavi, mor menekşeler, güller, laleler, vahşi çiçekler, meyve ağaçları ile insanı büyüler. Çinliler onun için bu yüce dağlara Cennet Dağları adını takmışlardır. Günün birinde, Orta Asya’nın bu muhteşem dağlarının eteklerinde dolaşmayı, yalnızlığında kaybolmayı planlıyorum.

YANGTZE BOĞAZI
O geminin yolcusu olsam


Öyle görüntüler vardır ki insanın beynine adeta kazınır. Zaman zaman o görüntü gözlerinizin önüne gelir ve sizi tutsak alır. Çin’in kalbinde akan Yangtze Nehri’nin, üç sivri dağın arasından akıp gitmesi de adeta benim beynime kazınmış. Dağlar birbirine yaslanmıştır. Nehir, dağın etekleri sisle kaplıdır. Bir yelkenli sessizce sisin altından yol alır. Uzaklardan şelalelerin homurtusu duyulur. İşte o yelkenlinin yolcusu olabilmek, düşlerimin baş köşesini süsler. Oraya gidip, dağlardaki esrarengiz delikleri, savaşçıların saklandığı mağaraları, yeşil bambuların, rengârenk çuha çiçeklerinin süslediği yamaçları, tahıl ekili taraçaları seyrederek yapacağım yolculuk için sabırsızlanıyorum.

MİLFORD SOUND
Masal diyarında kaybolsam


Şafak vakti yüksekçe bir yerde oturup, suyun kenarından başlayarak dimdik yükselen dağların sislerle kaplı zirvelerini, boncuk mavisi çarşaf gibi denizi seyredip, insan ayağı basmamış ormanının uyanışını dinlemek istemez misiniz? Bunun için Yeni Zelenda’nın fiyort bölgesine gitmeniz gerekiyor. Bu görüntüler aslında pek yabancınız değil. Yüzüklerin Efendisi filminden hatırlamanız gerekiyor. Başka bir dünyayı andıran Milford Sound’a yerliler ‘Yalnız Ardıç Kuşu’ diyor. Çünkü ölüm tanrıçasının öfkesinden kaçan kuş, bu fiyorda sığınmış. Dik dağlar yemyeşil yağmur ormanlarıyla kaplı. Dünyanın en yüksek şelaleri de bu dağın zirvelerinden denize dökülüyor. Bu uzak coğrafyada bir süreliğine kaybolmak, en hoşuma giden düşlerimin arasında yer alıyor.

AMAZON ORMANLARI
Yeşilliğin derinliklerinde


Brezilya’nın ortalık yerinde dünyanın henüz keşfedilmemiş ormanları, güneşe bile geçit vermeyen dev ağaçlar, dünyanın en uzun nehri, birbirinden vahşi hayvanlar, hiç kimsenin görmediği kuşlar, çiçekler, eşine benzerine masallarda rastlanan dev kelebekler... Tabii ki niyetim bu vahşi yaşamın ortalarına kadar gitmek değil. Gidemeyeceğimi biliyorum. Ama ormanın kıyısındaki kasabalardan birinde konaklamayı, Amazon Nehri’nde gidebildiğim kadar gitmeyi çok arzuluyorum... Şimdiden çeşitli olanağın kapısını çalmaya başladım bile.

GUİLİN TEPELERİ
Tarçın kokulu


Güney Çin’deki tarçın kokan kent Guilin, çok az kişinin bildiği cennet köşelerden biridir. Kentin çevresindeki dingin topraklardan aniden yükselen kireç taşı tepeleri çevreye bir rüya görünümü verir. Bu tepelerin eteklerinden akan Li Nehri, turkuvaz bir kurdeleyi andırır. Bu nehirde, bambu teknelerde karabataklarla balık avlayan balıkçılar, insanı hem hayrete düşürür hem de kıskandırır. Çok uzaklardaki bu kentte bir süreliğine yaşamak isteğinden bir türlü vazgeçemiyorum.

ULURU KAYASI
Aborijinler’in kutsal tepesi


İnsan bir çölün ortasındaki koca bir kayayı görmek için neden yanıp tutuşur ki!.. Ama bu bildik kayalardan değil. Avustralya’nın tam ortasında, kubbemsi, kızıl kütle, Aborijinler için kutsal bir mekân, ulusal bir sembol. 500 milyon yaşındaki bu kütle, şafak sökerken turuncu, sabahın ilk ışıklarıyla kahverengi, öğle kehribar rengi, akşam gün batımında ise kor gibi yanan kızıl bir renge bürünür. Bu dağdaki her çukur, her çatlak, her uçurum, her mağara, kıtanın sahibi olan Aborijinler için kutsal bir önem taşır. Çok uzak diyarlardaki bu muhteşem kaya da görülmesi gerekenler listemde yer alıyor.

BORA BORA ADALARI
Rüyaya gerek yok


Büyük Okyanus’un orta yerindeki bu adalara, kimi Pasifik’in İncisi, kimi yer yüzündeki cennet, kimi rüyalar adası der. Bu tanımlamaların hepsi de doğrudur. Fransız Polinezyası’nın tam kalbinde yer alan bu adalar grubu, beyaz renkli kumsalları, palmiye ormanları, tepeleri süsleyen amber çiçekleri ile büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Gün batımında kızaran okyanusu seyretmek, gece mercan resiflerine çarpan suyun çıkardığı fısıltıları dinlemek insanı başka boyutlara taşır.

TİTİCACA GÖLÜ
Bilgelerin izinde


Güney Amerika’da Bolivya ile Peru’nun buluştuğu yüksek platoda tam 3812 metre yükseklikte, buzullarla kaplı dağların çevrelediği masmavi bir iç deniz... Burası Güney Amerika’nın en büyük gölü Titicaca. İşte imkânsız rotalarımdan biri daha. Gölün kıyısında yaşayan büyük ciğerli, büyük kalpli Aymara halkının arasına karışmak, sazlardan yapılan ilkel kayıklara binerek gölde balık yakalamak, kutsal Güneş Adası’nda bilge tanrıların izini sürmek... Tek korkum bu kadar yüksekte nefes almanın zor olması. Oraya gidince bu soruna bir çözüm bulurum her halde. Yeter ki gidebileyim!..

RWENZORİ DAĞI
Mahcup dağın sisli ormanları


Doğu Afrika’da Uganda ve Kongo sınırı boyunca uzanan Rwenzori Dağı’nı pek çok kimse bilmez. Antik Yunanlıların ‘Ay Dağları’ dediği bu yer aslında gizli bir harikalar diyarıdır. Ekvator’da olmasına rağmen zirvelerinden kar eksik olmaz. Ay Dağları neredeyse 300 gün görünmez. Bulutlar kalkınca zirvedeki kayalar gümüş gibi parıldar. Dağın eteklerindeki ormanlarda nadir görülen canlılar yaşar. Bu gizemli, büyüleyici dağlarda dolaşmak, nehirlerin ve göllerin üstünde, henüz medeniyetle tanışmamış yerlilerin yaptığı ilkel kayıklarla gezinmenin hayali bile beni her zaman heyecanlandırır.

KONGO NEHRİ
Kâşiflerin gemisinde


Afrika’nın kalbinden doğup, bir yay çizerek Atlantik’e ulaşan bu nehir hep rüyalarımı süslemiştir. Kendimi nehirdeki bir teknede, ayak basılmamış yerlerde yolculuk ederken düşlerim. Ormanın en ürkütücü sesleri, bu nehri keşfeden Henry Morton Stanley’i hatırlatır. 1874’te yola çıkan Stanley’in tüm nehri geçip, denize ulaşması tam üç yıl sürer. Yaklaşık bin kişiyle yola çıkan ekipten, üç yıl sonra geriye 114 kişi kalır. Nehrin gemilerinden ‘Big Pusher’a binmek en iflah olmaz tutkumdur.Yazar Josep Conrad, yolculuğunu şöyle anlatır: “Bitki örtüsünün büyük kargaşayla ayaklandığı ve büyük ağaçların kral olduğu yeryüzünün başlangıcına doğru bir yolculuk gibi. Beyhude bir akarsu, büyük bir sessizlik ve nüfuz edilemez bir orman...”

VİRUNGA DAĞLARI
Volkanların yanı başında


Bir yanda Ruanda, diğer yanda Uganda, öte yanda Kongo. Uçsuz bucaksız yeşillik düzlükler ve bu düzlüklerin ortasından yükselen ve zirveleri bulutları değen sıradağlar. Gözümü her kapatışta bu manzaranın içine düşüveriyorum. Neler gelmiyor ki gözümün önüne: Her an püskürmeye hazır sekiz volkan, bunların arasında Afrika’nın en güzel gölü Kivu. Çevrede zengin bir bitki örtüsü, 180’den fazla kuş türü ve 60’ın üstünde memeli hayvan. Leoparlar, misk kedileri, sırtlanlar, bufalolar, fil sürüleri. Virunga dağlarının eteklerindeki ormanlarda dolaşan dağ gorillerinin homurtusunu duyar gibi oluyorum. İnsanların henüz ulaşamadığı bu dünya parçasında, kısa süreliğine de olsa bir macera yaşama düşünü sıklıkla kurarım.

MOHER UÇURUMLARI
Mitolojik manzara


İrlanda’nın County Clare sahilleri boyunca uzanan ürkütücü duvarlar... 200 metre aşağıda okyanusun birbiri üstüne binen beyaz köpüklü dev dalgaları... Hayaletlerin uğultusunu andıran rüzgarın sesi... Buranın düşlerimde yer almasının nedenlerinden biri de Dublinli yazar James Plunkett’in yazdıklarıdır: “Puslu bir havada akli dengesi bozulmuş bir tanrının kâbusuna benzerler. Güzel havalarda ve özellikle günbatımında ise tamamen mitolojiye ve yer altına aittirler...” Cadıların, perilerin cirit attığı bu vahşi uçurumların kenarına oturup, uçsuz bucaksız Atlantik’i seyretmenin insanda ne gibi duygular uyandıracağını merak ediyorum. Bu sorunun cevabını bulmak için Moher Uçurumları’na gitmeliyim.

KAMÇATKA YARIMADASI
Issızlığın ortasında


Bence burası Rusya’nın belki de dünyanın tartışmasız en ilgi çekici bölgelerinden biri. Öylesine ıssız ve yalnızdır ki, bir kilometre kareye ancak bir kişi düşer. En büyük vahşi somonlar bu yarımadanın kıyılarında dolaşır. Dünyanın en yüksek aktif yanardağı Klyuchevskaya da buradadır. Avrasya’nın en büyük boz ayıları, ren geyikleri, mavi tilkileri, gümüş tilkileri, samurlar, vizonlar, siyah başlı dağ sıçanları buradaki düzlüklerde dolaşır. Dünyanın bu hazin, vahşi, ıssız, romantik, mistik, keşfedilmemiş topraklarına gitmek fikri bende bir tutku haline geldi.

KALAHARİ ÇÖLÜ
Bushman’lerin toprakları


Güney Afrika’nın kuzey batısındaki, kayısı renkli kumlarla kaplı bu çölün beni çağırdığını sanırım hep. Bu kumların üstünde yaşayan dünyanın en eski halklarından Bushman’ların köyünde, bir süre bulunmanın düşüncesi bile çok heyecanlandırır beni.
25 bin yıldan beri değişmeyen bu çöl insanlarıyla ava gitmek, onlardan ok atmasını, mızrak fırlatmasını öğrenmek için neler vermezdim ki. Bu gezinin yaşamımın en unutulmaz macerası olacağından çok eminim.

DEVLERİN GEÇİDİ
Sütunları kim çaktı


İrlanda sahillerinde, on binlerce çok kenarlı sütun... Coğrafyacılar, bu garip oluşuma ‘Giant’s Causeway - Devlerin Geçiti’ adını takmışlar. Efsaneye göre bu sütunları, Staffa Adası’ndaki sevgilisine yürüyerek gidebilmek için, İrlanda halk efsanelerinin büyük kahramanı Finn MacCool adlı bir dev çakmış. Sislerle kaplı bir sahildeki bu oluşum, bilgisayar ile oluşturulmuş bir grafiği andırıyor. Devlerin geçidi, sanki başka bir dünyanın parçası. İşte bu ilginç coğrafya da görülmesi gereken yerler listemin en üst sırasında yer alıyor.

İNARİ GÖLÜ
Kanoyla gezmek isterdim


Finlandiya’nın Lapland bölgesi binlerce gölüyle beni hep cezbetmiştir. Lapland şarkılarının kahramanı İnari Gölü ise büyülü dinginliği ile rüyalarımın hep baş köşesinde yer alır. Üstünde 3 bin adayı barındıran bu gölde, bir kano ile dolaşmak arzusunu gerçekleştirebileceğim günleri sabırsızlıkla bekleyeceğim.

SİBİRYA TUNDRALARI
Dünyanın bittiği yer


Yazar ve hayvan bilimci Lee Durel’in yazdığı notları okuyunca tundralar da düşlerimin süsü haline geldi. Durel bu ıssız toprakları şöyle anlatıyordu: “Orada papatya benzeri donuk çiçekler, mor-mavi renkli parıldayan minyatürler var. Her yer hem pembe çiçeklerle hem de zümrüt yeşili yosun tabakasında yetişen mantarlar gibi ayak bileği hizasında biten bodur söğüt ormanlarıyla kaplı...” Sibirya tundralarının dünyanın bittiği yerde olduğunu biliyorum.
İşte bunun için oraya gitmek istiyorum.
Son Düzenleme: 3 yıl 8 ay önce Yazan: GeZGiN.
Şu kullanıcı(lar) Teşekkür etti: peperuda

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Çok
7 yıl 3 ay önce - 7 yıl 3 ay önce #559 Yazan: peperuda
Şöyle bir Moher mi ben almayayım :cheer:


Ek Dosyalar:
Son Düzenleme: 7 yıl 3 ay önce Yazan: GeZGiN.
Şu kullanıcı(lar) Teşekkür etti: GeZGiN

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Çok
7 yıl 3 ay önce #560 Yazan: GeZGiN
Orası cennet mi olur cehennem mi belli değil :D

Lütfen sohbete katılmak için Giriş ya da Hesap açın.

Sayfa oluşturma süresi: 0.551 saniye