Mor salkımı hatırlamak

Çok
5 yıl 6 ay önce - 8 ay 6 gün önce #150 Yazan: GeZGiN
GeZGiN konu oluşturdu: Mor salkımı hatırlamak
Erguvan görününce, baharın doruğa çıktığı anlaşılır. Aslında erguvanlarla birlikte mor salkımlar, leylak renkli çiçekleriyle çardakları örtmeye başlarlar. Ama kimse onlardan pek bahsetmez. Bu hafta ben bu muhteşem çiçeği anlatmaya çalışacağım ki, biraz dikkatler ona çevrilsin, o da çiçek severlerin ilgisinden pay alsın.



Bahar, doğanın rengarenk boyanması demektir. Önce, yeşil yamaçlarda sarı katırtırnakları görünür. Yeşil çimenlere Katırtırnakları çok yakışır. Sarıyla yeşilin eşleşmesindeki uyumu en güzel bir ressam anlatabilir, ben beceremem. Katırtırnaklarını görünce içimi bir sevinç kaplar. Belki de şelale gibi gürül gürül akan bir coşku! Çünkü katırtırnağının sarısı, baharın geldiğini söyler.
Sonra, erikler beyaz çiçeklerini açar. Bursa’da da pembe çiçekleriyle şeftali ağaçları onlara eşlik eder. Erik ve şeftali çiçekleri tam minik meyveciklere dönüşürken, başta Salihli civarı olmak üzere, beyaz kiraz çiçekleri doğadaki yerini alır. Kiraz çiçekleri kara benzer. Baharın ortasında, ağaca kar yağmış sanırsınız.
Kiraz çiçekleri meyve ile yer değiştirmeye başlayınca, rengarenk laleler parkları süslemeye başlar. Lalerin yerleşimi çok düzgündür. Kırmızılar bir sırada, sarılar başka, morlar başka sıradadır. Onun için lalelerde disiplinli bir görüntü vardır. Bu düzen bana fazla zevk vermez. İş doğaya kalsa, renkler, sıralar birbirine karışacaktır. Çünkü doğa düzeni pek sevmez. Örneğin papatyaların arasına kırmızı gelincikleri serpeler. İpek yapraklı bu çiçekler de, gözlerden kaçar, laleler kadar övgü alamaz. Sonra yeşil koruların içinden tepe tepe kızarmaya başlar erguvanlar. Yeşilin yanına erguvan rengi de çok yakışır. Erguvan görününce, baharın doruğa çıktığı anlaşılır. Aslında erguvanlarla birlikte mor salkımlar, leylak renkli çiçekleriyle çardakları örtmeye başlarlar. Ama kimse onlardan da pek bahsetmez. Onun için de mor salkımların kimse farkına varmaz. Bu hafta ben bu muhteşem çiçeği anlatmaya çalışacağım ki, biraz dikkatler ona çevrilsin, o da çiçek severlerin ilgisinden pay alsın. Mor salkıma geçmeden önce sıralamayı bitirelim: Mayısın ortasında güller tomurcuklarını patlatmaya başlar. Onlar salına salına açarken, oya ağaçları pembe çiçeklerini takıp takıştırır. Sonra gülibrişim, kırmızı püskülleriyle sahne alır. Ve bahar yerini yaza bırakır.

SARILMAYI ÇOK SEVER
Kahramanımız mor salkım, sarılmayı çok sever. En çok da çardaklarla dosttur. Onların üstünü örter, altında oturanlara mor gölgeler sunar. Üzüm salkımını andıran bu güzelim çiçekler, aslında tam mor renginde değildir. Mor, bir kaç ton açılıp leylak rengi olmuştur. Mor salkımların, beyaz ve soluk pembe renklerinde de olanları vardır ama bunlara sık rastlanmaz. Nazlı bir bitkidir. Dikildikten ancak iki yıl sonra güzel çiçeklerini insan içine çıkarırlar. Mor salkım nazlı olduğu kadar da dayanıklıdır. Çoğunlukla bir sonraki kuşağa miras kalırlar.
Mor salkım, bütün Türkiye’nin çiçeğidir. Çünkü her iklime uyum sağlar. Onun için Anadolu’da birçok kahvenin çardağı mor gölgelidir. Ama İstanbul’daki yeri başkadır. Söylencelere göre, Bizans imparatorları mor rengi çok sevdikleri için, mor salkımların köşe bucak her yere dikilmesini buyurmuşlardır.
Mevlevi geleneğinde, mor salkım selvi ağacının dibine dikilir. Selviye sarılan bu güzelim çiçeklerin, tanrıya sarıldığı kabul edilir. Antik Yunan’da ise Rüzgar tanrısı Zephyros’un ona aşık olduğu söylenir. Ama bu söylentiye ben pek inanmam. Çünkü sert esen rüzgar, çiçekleri tarumar eder. Hangi aşık sevdiğini dalından koparıp yerlere atar!
Mor salkımların göze batmamasının sebebi, onların sarılacak çardaklarının ve çok sevdiği ahşap evlerinin kalmamasıdır. Ben en muhteşem mor salkımları, İzmir Özel Atatürk Lisesi’nin bahçesindeki Latife Hanım’ın köşkünde görmüştüm. Uçuk pembe boyalı köşkü, ağaç kalınlığındaki gövdesiyle tam ortasından kucaklayan mor salkımları seyrederken, bu çiçeklerin İzmir’in yanışını, Atatürk’ün onları kokladığını ve Latife Hanım’ın göz yaşlarına şahit olduklarını düşündüğümü hatırlıyorum.
Sonra, Tire’de, neredeyse bir sokağın üstüne kol kanat gerip, gelip geçene serin gölge sağladığını görmüştüm. Ben de bu mor çardağın altında, salkımları seyrederek bir bardak çayın keyfini çıkarmıştım.

MAYIS TAM ZAMANI
Sanırım bu muhteşem salkımlara ilk kez, Barbaros Bulvarı’nda rastlamıştım. Benim gördüğüm yıllarda, bulvar yeni yapılmıştı ve kenarlarında set set bahçeler, o bahçelerin içinde ahşap evler yer alıyordu. Mor salkımlar işte o evlere sarılmış, güzelliklerini sergiliyorlardı. Arkadaşlarımla birlikte o salkımlardaki çiçekleri, üzüm tanesi gibi koparıp yediğimizi hatırlıyorum. Tatlımsı bir tadı vardı. Geçenlerde yine tattım, aynı tadı yakaladım. Şimdi o evler, o bahçeler yok. Olmayınca da mor salkımlar da yok oldu.
Bir de Ihlamur’da, bayramlarda kurulan eğlence yerine giderken mor salkımlarla karşılaşırdım. Küçüktüm, ufacıktım ama nedense bu çiçekler beni yine de çekerdi. Bu mor salkımların, günün birinde siyah üzümlere dönüşeceğini düşünürdüm.
Mor salkımları anlatan nadir yazarlardan biri Halide Edip Adıvar’dır. Onun ünlü “Mor Salkımlı Ev”inin, Ihlamur’a inen dik yokuşlardan birinde olmasını öğrenmek beni şaşırtmıştı nedense. Halide Edip bu sokağı anılarında şöyle anlatmıştı: “Bu ev yarım yüzyıldan çok zaman her gece bu küçük kızın rüyalarına girmiştir. Arka taraftaki bahçeye bakan pencereler, çifte merdivenlerin sahanlıklardaki ince uzun pencereleri baştan başa mor salkımlıdır ve akşam güneşinde mor çiçekler arasında camlar ateşten bir levha gibi parlar.”
Ben büyüdükten ve bayram yerleri Ihlamur’u terk ettikten sonra da o semte gidip, dik yokuşlardaki o sokağı, evi, yanındaki kocaman kırmızı kagir konağı aradığımı hatırlıyorum. Tabii ki bulamadım. Bu roman sokağı, çoktan yok olmuştu. Beton yığınına dönen bu dar sokaklarda hiç mor salkıma rastlamamıştım.
Bir de Üsküdar tepelerinde, akşam güneş batarken pencereleri altına dönüşen ahşap evlerin bahçelerindeki mor salkımlara hayran olmuştum. O eski evlerle birlikte mahalleyi de huzura boyuyuyorlardı. Onlar da yok oldu gitti. Çünkü evler yıkıldı, bahçelere apartmanlar dikildi. Mor salkımlara köklerini salacak yer kalmadı.
Füsun Akatlı, bu yokuluşa karşı öfkesini şöyle dillendirir: “Fantastik bir kabus gibi akşamdan sabaha, bir bahçe, bir ıhlamur ağacı, bir salaş balık lokantası siliniveriyor hayatımızdan. İlkokulu okuduğunuz yapı, tek kale top oynadığınız çıkmaz sokaklardan biri daha, iki yanı ağaçlı o güzelim yokuş, sanki sizin uydurduğunuz bir masalın mekanlarıymış gibi, hiç var olmamışçasına yerlerini görgüsüzlük numunesi bir süper lüks siteye, alışveriş merkezlerine bırakıyorlar.”
Haksız mı Füsun Akatlı? Ihlamur’daki, Yıldız yokuşundaki, Üsküdar’ın bahçelerindeki mor salkımları ben mi uydurdum. Ben mi kurguladım tüm çardakarın altındaki mor gölgeleri! Bu mor salkımlar hiç mi var olmadı İstanbul’da?
Tabii ki hayır. Hâlâ bir bahçe duvarında, kurumuş bir ağacın gövdesine yılan gibi sarılmış bir halde, tarihi eser olduğu için yıkılıp apartman haline gelemeyen ahşap bir evin köşesinde ve evimin bahçesinde mor salkımlarla karşılaşıyorum. Mor salkımlar, mor gölgeleriyle beni hâlâ çok mutlu ediyor.
Tüm Türkiye’nin çiçeği olan Mor Salkımlar mayıs başında güzelliklerini sergilemeye başlıyorlar. Mayıs başında güzelliklerini seyredemeyenlere bir de haziran ortalarında şans tanıyor, haberiniz ola.

Ansiklopedide Mor Salkım
Mor Salkım, (Wisteria Sinensis) baklagillerden bir sarmaşıktır. Anayurdu Çin’dir.Yapraklarını döken sarılıcı odunsu bitkilerdir. Boyu 20-30 metreye kadar varabilir. Ömrü yaklaşık 70-80 yıldır. Çiçekleri salkım durumunda, mavi-mor, beyaz ya da soluk pembe renklidir. Beyaz renkli olanı Türkiye’de çok az bulunur, daha çok mor renkli olanına rastlanır. Salkımlar 15-30 cm boyunu bulabilir. Bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Türkiye’de de yaygın olarak bulunur. Yoğun olarak Nisan sonu Mayıs ayı başında çiçeklerini açmaya başlar. Çiçekler mayıs sonuna kadar açar. Ondan sonra ise iklimine uygun (ılıman, rutubetli) yerlerde bahardaki kadar yoğun olmasa da sonbahara kadar çiçeklerini açmaya devam eder. Çiçekleri kendinizi cennette hissedeciğiniz kadar hoş, güzel ve mükemmel derecede kokuludur. Çiçekleri solsa bile kokmaya devam eder. Yapraklanmadan önce çiçeklenir. Çiçeklenirken küçük yapraklarını çıkartır. Bakla şeklinde meyve yapar, içinde tohumları bulunur, meyvesini iklimine uygun yerlerde yapar her yerde yapmayabilir. Üretimi tohum, daldırma ve çelikle yapılır. Tohum ile yapılan üretimde çiçeklerini çok yıllar sonra açtığı için çelikleme tercih edilir. Yaprakçıkları 7-13 olup yumurtamsı elips şeklindedir.
Türkiye’nin çoğu bölgesine rahatlıkla uyum sağlayabilir. Kışın -15 dereceye kadar dayanır. Yılda 2 kez budanır. 1.si çiçekleri geçtikten sonra 2.si ise yaz sonu veya kış sonu yapılır. Fakat bitki budanmadan da çok güzel dağınık bir form alır. Kendisi bir yere sarılamayacağından desteğe ihtiyacı vardır. Çardak, veranda, tahta gibi yerlere sardırılabilir. Hava kirliliğinden etkilenmez. Drenajı iyi toprağı sever. Fidanlıklardan rahatlıkla satın alabilirsiniz. Türkiye’deki yaygın olan türü Çin kökenli olan “wisteria sinensis”tir, az sayıda da olsa Japonya kökenli “wisteria floribunda” da bulunur.

Mor salkım şerbeti
Malzemeler:
4 mor salkım (soğuk suda tozu yıkanacak)
1 çorba kaşığı limon tuzu
3 bardak su
1 su bardağı şeker (veya yarım bardak bal)
1 çorba kaşığı kıyılmış badem
1 çay kaşığı Hindistan cevizi tozu

Yapılışı: Çiçekleri saptan ayırıp cam bir kaseye koyun. Üzerine bir bardak suyu ilave edin ve limon tuzunu koyup elinizle yaprakları iyice ezin. Kasenin üzerini bir tülbentle kapatıp, güneşin altına koyun. 3-4 saat beklektikten sonra kalan iki bardak suyu, şekeri (veya balı) ilave edin. Tülbentten süzerek bir sürahiye doldurun. İçine Hindistan cevizi tozunu, bademleri katıp buz dolabına koyun. Servis ederken bardağın içine bir kaç yaprak nane koyun.



Kaynak : hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=20444191
Ek Dosyalar:
Son Düzenleme: 8 ay 6 gün önce Yazan: GeZGiN.

Lütfen sohbete katılmak için Giriş .

Sayfa oluşturma süresi: 0.510 saniye